Stop wasting time on dead links! 🛑 This smart platform automatically detects your device and country to give you the exact best offer instantly. Check it out now 100% free! 👇
🔗 [Click here]
merve.bayrakci
Yemen, 1571’de Yavuz Sultan Selim döneminde fethedilmişti.
Yaklaşık 350 yıl sonra 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi ise Yemen’i kaybettiğimizin belgesi olmuştu.
Türk askerinin 1917 yılında I. Dünya Savaşı sırasında Yemen çöllerinde İngilizlere ve Arap kabilelerine karşı savaşması türkülere yansımış, hafızamıza yer etmişti.
Bugün Suudi Arabistan ile Husiler arasındaki çatışmalar, Yemen’i bir kez daha gündemimize getirdi.
Ama Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan arasındaki Mekke İttifakı nedeniyle de “Türk askeri bir kez daha Yemen çöllerine mi gönderilecek mi?” tartışmasını başlattı.
Yeri gelmişken söyleyelim, Husiler ağırlıklı olarak ülkenin batısında, dağlık bölgede bulunuyorlar.
Yani düşünüldüğü gibi çölün ortasında değiller.
Füzelerini, ağır silahlarını, dronlarını o dağlardaki binlerce mağara ve kayalıklara gizlediler.
Suudi Arabistan’ın o dağlara kara harekâtı yapması mümkün değil.
Husiler ile Suudiler arasındaki savaş bugün başlamadı.
Ayrıca Husiler, Suudilerin petrol şirketi Aramco’nun tesislerine ilk kez saldırmıyor.
Husilerden önce El Kaide terör örgütü 2006’da Aramco tesislerini vurmuştu.
Husiler ise en büyük saldırılarını Eylül 2029’da yapmış ve Aramco’ya çok büyük zarar vermişti.
Öyle ki Suudilerin dünyaya petrol arzının yüzde 5’i kesilmişti.
Yine Husiler sırasıyla 2020, 2021 ve 2022 yıllarında da Aramco’yu sürekli hedef almış, Suudi Arabistan’ın petrol gelirini etkilemişlerdi.
Sonra araya Birleşmiş Milletler girdi ve 2022’de ateşkes başladı.
Peki, Suudilerle Husiler arasındaki sorun neydi?
Sorunun kaynağı 2000 yılında dönemin Devlet Başkanı Abdullah Salih’in Suudi Arabistan ile yaptığı sınır anlaşmasına dayanıyor.
Şiiliğin Sünniliğe en yakın kolu olarak bilinen Zeydiliğe bağlı Husiler aslında büyük bir kabile.
Husiler, Yemenli aşiretlerin hakkını Suudilere sattığı gerekçesiyle Abdullah Salih’e tepkiliydi.
Arap Baharı döneminde bazı kabilelerin de desteğiyle Salih Abdullah’ı devirdiler.
Bu dönemde de Husilerin en büyük destekçisi İran’dı.
Özerklik isteyen Husiler, 2014 yılında başkent Sana’yı ele geçirince Yemen Devlet Başkanı Mansur Hadi Suudi Arabistan’a kaçtı.
Bundan sonra yıllarca sürecek Yemen Savaşı başlayacaktı.
Suudi Arabistan öncülüğünde Mısır, Fas, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Senegal, Sudan, Kuveyt, Bahreyn ve Katar’ın katılımıyla 2015’te bir koalisyon kuruldu.
Bu koalisyona ABD, Fransa, İngiltere, Almanya ve Kanada da dışarıdan destek verdi.
2015’ten ateşkes kararının alındığı 2022’ye kadar Suudi Arabistan’ın uyguladığı abluka Yemen’de çok büyük bir insani krize neden oldu.
İlaç başta olmak üzere sağlık malzemeleri ve görevlilerinin, temel gıda maddelerinin giremediği Yemen’de genç-yaşlı on binlerce insan hastalıktan ve açlıktan hayatını kaybetti.
İşte o yarım kalmış savaş, İran-ABD savaşının Hürmüz Boğazı’nda düğümlenmesiyle yeniden başladı.
Husilerin son 1 ay içinde hızlı bir şekilde Kızıldeniz’i kontrol eden Babülmendep Boğazı’na inmeleri ve buradaki bazı adaları ve bölgeleri ele geçirmeleri, İran’ın Hürmüz üzerinden sürdürdüğü dünya ekonomisine darbe vurma stratejisini bu boğaza da taşıması anlamına geliyordu.
Dünya lojistiğinin yüzde 24’ünün ve doğu-batı boru hattı üzerinden Kızıldeniz’e petrol akıtan Suudi Arabistan’ın da petrol sevkiyatının geçtiği Babülmendep, sadece Suudiler için değil, tüm dünya açısından hayati bir noktaya geldi.
Husiler dediğimiz Ensarullah yani Allah’ın Yardımcıları hareketinin Suudi Arabistan’dan taleplerini sıralamak gerekirse:
1. Ablukanın tamamen kaldırılması,
2. Yemen’in yönetiminin kendilerine bırakılması,
3. Yeni düzen kurulana kadar Yemen’in petrol ve doğal gaz gelirlerinden kendilerine büyük bir pay verilmesi,
4. Suudi Arabistan’ın kendilerine karşı ittifaklar kurmaması,
5. 2015-2022 döneminde Yemen’e ve Yemenlilere verdiği zarar nedeniyle Suudi Arabistan’ın tazminat ödemesi.
Yükselen güç olarak görülen Suudi Arabistan, bu talepleri karşılaması durumunda itibar kaybına uğrayacağını düşünüyor.
Suudilerin Yemen’e uyguladığı abluka ve askerî müdahalesi on binlerce sivilin hayatını kaybetmesine yol açtığı için geçmişte Cumhurbaşkanı Erdoğan da Riyad’ı eleştirmişti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan 10 Ekim 2019’da “Suudi Arabistan aynaya baksın. Yemen’i bu hale kimler getirdi? Yemen şu anda ne durumda? On binlerce insan Yemen’de ölmedi mi? Ey Suudi Arabistan, siz önce bunların hesabını verin” ifadelerini kullanmıştı.
Bugün dünyada ve bölgede şartlar çok değişti, Suudi Arabistan ile Türkiye’nin ilişkileri başka bir noktaya geldi ve çıkarları örtüştü.
Bu durum bize, “Uluslararası ilişkilerde sürekli düşmanlık da dostluk da yoktur” sözünün geçerliliğini bir kez daha hatırlattı.
Hepimizin bildiği bir söz vardır: “Kahve Yemen’den gelir.”
Osmanlı 1571’de Yemen’i topraklarına kattığında, dünya yeni yeni kahveyi tanıyordu.
Yemen’deki kahve plantasyonları Hollandalılar ve Portekizlilerin kontrolündeydi.
Kahvenin ticaretini de bu ülkelerin tüccarları yapıyordu.
Osmanlı’nın gelişine tepki gösterseler de uzun süre diremediler.
Kahve ticaretini Osmanlı’ya vergi ödeyerek yapmak zorunda kaldılar.
Daha sonraki yüzyılda ise Portekizliler Brezilya’da, Hollandalılar da Karayipler’de kahve plantasyonları kurmaya ve ticareti buralardan yapmaya başladılar.
Yemen geçmişte kahve gibi dönemin aranan ürünüyle gündemdeydi, bugün ise petrolün ve lojistiğin geçmesi gereken Babülmendep Boğazı’nın kontrolü nedeniyle kamuoyunun dikkatini yoğunlaştırdığı ülke oldu.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
<p>Fotoğraf: AFP<!–TgQPHd|||[]–></p>
Orijinal makalenin tamamını buradan okuyun:
Orijinal kaynak
![]()
Finally, a link that actually works for your region and device! 🌍 Get instant access to the top exclusive offers tailored just for you right now. Don’t miss out, click here! 👇
🔗 [Click here]