Stop wasting time on dead links! 🛑 This smart platform automatically detects your device and country to give you the exact best offer instantly. Check it out now 100% free! 👇
🔗 [Click here]
mehmet.efe.altay
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın hangi tehditlere karşı ve nasıl uygulanacağının açıklanmasını isteyerek, “Biz bu soruların cevabını almadan bu anlaşmayı destekleyemeyiz” dedi. Babacan, “Mesele Mehmetçiğimizin bir başka ülkede şöyle ya da böyle görev alması ise o ayrıca Meclis’e gelir, ayrıca değerlendirilir ve bunun kararını yüce Meclis verir” ifadelerini kullandı.
Konuşmasına İstanbul ve çevre illerde yaşanan sel felaketine değinerek başlayan Babacan, şunları söyledi:
İstanbul ve çevre illerde yaşanan sel felaketinden etkilenen bütün vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına sabır diliyorum. Rabb’im ülkemizi her türlü afetten muhafaza eylesin. Bir gecede evini su basan, yılların emeğini kaybeden insanlarımız var. Sabah dükkanlarını açtığında bütün malını mülkünü sular altında bulan esnafımız var. Bu insanların her birinin bir hayatı, bir emeği, bir hikayesi var. Bir ömür çalışıp biriktirdiklerini bir gecede kaybetmenin ne demek olduğunu hepimizin düşünmesi gerekiyor. Şimdi yapılması gereken belli. Zarar gören esnafımızın, vatandaşımızın yaralarının bir an önce sarılması gerekiyor. Hiç kimse bu zor günlerde yalnız bırakılmamalıdır.
Afetlere hazırlık konusunda merkezi yönetimin ve belediyelerin sorumluluğuna işaret eden Babacan, “Ancak her vesileyle dile getirmek zorundayız ki hem merkezi hükümetin hem belediyelerin bu işlerdeki sorumluluğu çok çok büyük. Şehirlerimizi afetlere hazır hale getirmek, altyapıyı güçlendirmek, riskleri önceden tespit edip gerekli tedbirleri almak gerekir. Çünkü insanlarımızın canından, alın terinden daha kıymetli hiçbir şey yok. Yanlış mekanlara yapılan imar planları, imar aflarıyla legalleştirilen kaçak yapılar, denetimdeki boşluklar dönüyor dolaşıyor, insan hayatına mal oluyor” değerlendirmesinde bulundu.
“Bütçede öncelik üretim değil, alın teri değil, faiz”
2027 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi’ne ilişkin konuşan Babacan, bütçenin iktidarın ekonomi politikalarındaki tercihlerini ortaya koyduğunu söyledi. Babacan, şunları kaydetti:
Bu bütçe iktidarın önceliklerini ortaya koyan bir itirafnameden ibaret. Bütçede öncelik üretim değil. Bütçede öncelik alın teri değil. Bütçede öncelik faiz. 2027 yılında faize ödenecek para tam 3 trilyon 975 milyar lira. Daha yılın başında ödenek olarak konulacak para bu. Geçen sene biliyorsunuz 2026 bütçesine 2 trilyon 700 küsur koydular. Yetmedi. 2 trilyon 800’ün üzerinde bitecek bu yıl. Biz yuvarlayarak söyleyelim. Neredeyse 4 trilyon lira. Yani bütçedeki en büyük bakanlık artık şu an Faiz Bakanlığı.
2027 yılı faiz ödeneğinin, 2026 yılı için güncellenen tutarın yüzde 41 üzerinde olduğunu belirten Babacan, “OVP’de ne diyorlar? 2027’de yüzde 21 enflasyon bekliyoruz diyorlar. Ama 2027 bütçesindeki faizi 2026’ya göre yüzde 41 artırıyorlar. Yani enflasyonun tam iki katı kadar bir artış var faiz ödeneğinde. Şimdi buradan soruyorum. Emeklinin maaşını siz yüzde 41 artıracak mısınız gelecek yıl? Asgari ücrete yüzde 41 zam verecek misiniz? Çiftçimizin geliri yüzde 41 artacak mı? Esnafımızın kazancı, vatandaşlarımızın alım gücü yüzde 41 artacak mı? Ama biliyoruz ki mesele asgari ücretse ‘beklenen enflasyon’ diyorlar. Karşınıza yüzde 21’lik bir asgari ücret artışı gelirse hiç şaşırmayın” ifadelerini kullandı.
“Bu bütçe büyük bir gelir ve servet transferinin resmidir”
Bütçedeki faiz ödemelerinin gelir ve servet dağılımını etkileyeceğini savunan Babacan, şöyle konuştu:
Demek ki faiz kazananların ülkenin toplam gelirinden aldıkları pay artacak. Demek ki faiz kazananların ülkenin toplam servetinden aldığı pay artacak. Bu bütçe Türkiye’deki büyük bir gelir ve servet transferinin resmidir. Çok büyük bir gelir ve servet transferi yapılıyor ve bu transfer fakirden zengine yapılıyor. Yoksuldan alıp varlıklı olana bir transfer. İktidar ‘bu faizi ödeyeceğim’ diyor değil mi? Bütçeye getirdi. Peki bu parayı nereden bulacak? Ya topladığı vergilerden bunu ödeyecek ya da gidecek, daha fazla borçlanıp bu faizi ödeyecek. Sonunda bu faizin bedelini emeklimiz, işçimiz, esnafımız, çiftçimiz ödeyecek.
Bütçe dediğiniz şey basit rakamlardan ibaret değildir. Bütçe, bir ülkeyi yönetenlerin önceliklerini bize gösterir. Siz bütçede eğitime ayrılan kaynağa bakın, çocukların geleceğine verilen önemi anlarsınız. Tarıma ayrılan kaynağa bakın, çiftçiye verilen önemi anlarsınız. Sağlığa ayrılan rakama bakın, insan hayatına verilen değeri anlarsınız. Bir de faize ayrılan kaynağa bakın, faiz lobisine verdikleri önemi anlarsınız. İktidarın bütçesi faiz, önceliği faiz. Bunlar daha Türkiye Yüzyılı’nın başında Cumhuriyet tarihinin en yüksek faizini ödeyen iktidarı olarak tarihe geçtiler.
“Tam 10 ay boyunca sizin elinizi kolunuzu kim tuttu?”
Fon krizine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Babacan, şunları söyledi:
Anlaşılan o ki fon dolandırıcılığı hadisesi uzun bir süredir devam ediyormuş. Varlığı yeni itiraf edildi. Mızrak çuvala sığmayınca iş ortaya çıktı. Yani Türkiye Yüzyılı’nın ilk yılları sadece Cumhuriyet tarihinin en yüksek faizlerinin ödendiği yıllar olmamış. Türkiye Yüzyılı aynı zamanda Cumhuriyet tarihinin en büyük dolandırıcılık hadisesi ile beraber başlamış. Bu mu sizin Türkiye Yüzyılı’nız? Milyonlarca insanın birikimini, geleceğini ilgilendiren çok ciddi bir mesele ile karşı karşıyayız.
Babacan, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in 4 Kasım 2025 tarihli olduğunu belirttiği konuşmasının videosunu izletti. Videoda Şimşek’in, “Manipülasyonla güçlü bir mücadele edemezsek bu alana olan güven zayıf kalır. Onun için bu bizim olmazsa olmazımızdır. Özellikle bazı fonlar üzerinden bu manipülasyonların yapıldığını da biliyoruz” ifadeleri yer aldı.
Videonun ardından Şimşek’e seslenen Babacan, “Buradan kendisine tekrar soruyorum. Tam 10 ay boyunca sizin elinizi kolunuzu kim tuttu? Cumhurbaşkanı’na bu dolandırıcılık meselesiyle ilgili bilgi verdiniz mi? Haberi var mıydı, yok muydu? Geçen hafta da sordum, hala cevap yok. Veremiyorlar, veremeyecekler de bunun cevabını. Dürüstçe açıklayın. Her hafta siz kabine toplantısında beraber olmuyor musunuz? MYK’daki genel başkan yardımcıları her hafta beraber olmuyorlar mı? Cumhurbaşkanı’na haber verdiniz mi, vermediniz mi? Eğer Cumhurbaşkanı’nın haberi olduysa ve bütün bunlar yaşandıysa durum gerçekten çok çok vahim. Eğer haberi olmamışsa durum çok daha vahim. Ama bunu biliyorlar. Bu sorunun cevabını veremiyorlar” diye konuştu.
“Şimdi millet hangisine inanacak?”
Babacan, daha sonra Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın 11 Aralık 2025 tarihli olduğunu belirttiği konuşmasını izletti. Videoda Yılmaz’ın, “Portföy değerine baktığımızda 326 milyar liradan 7,9 trilyon liraya artış olduğunu görüyoruz. Bu da önemli bir gelişme. Bu noktada da bazı spekülatif haberler, algılar oluşturulmaya çalışılıyor. Bunlar doğru değil” sözleri yer aldı.
Şimşek ve Yılmaz’ın açıklamalarının birbiriyle çeliştiğini savunan Babacan, “Bu iki konuşma 5 hafta arayla yapılmış. Aradaki çelişkiyi görüyorsunuz değil mi arkadaşlar? Şimdi millet hangisine inanacak? Böyle devlet mi yönetilir? Böyle ekonomi yönetimi mi olur? Bakın, başkanlık sistemi ile beraber tüm yetki tek kişide toplandı değil mi? Bakanların yetkisi de sorumluluğu da kalmadı arkadaşlar” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’a da seslenen Babacan, şöyle devam etti:
Allah aşkına, çevrenizdekilere şöyle bir bakın. Etrafınızı öyle insanlarla donattınız ki bunlar fakir fukaranın, garip gurebanın derdinden anlamaz. Öyle bir kadro kurdunuz ki bunlar sizin bir zamanlar oturduğunuz fakir sofralarındaki o insanların hissiyatını kavrayamaz. Fakat unutmayın Sayın Erdoğan, bu tercih sizin tercihiniz. Sizi uyaran, ‘bu tür insanlarla çalışmayın’ diyen nice dostunuzu reddeden, tersleyen sizsiniz zamanında. Bugün geldiğiniz noktaya göz göre göre geldiniz.
Fon krizine ilişkin listelerin açıklanması ve Meclis araştırması yapılması çağrılarını yineleyen Babacan, “Başka ne dedik? Şeffaf olun dedik. Şu listeyi açıklayın dedik. Açıklamıyorsanız demek ki ucu birilerine dokunuyor dedik, yapmadılar. Hala gizliyorlar. Devlet Denetleme Kurulu, yargı denetimi; bunlar bağımsız çalışamıyor. Bu iş ancak Meclis denetimi ile açıklığa kavuşturulur dedik. Gelin şu Meclis araştırma komisyonunu kuralım dedik. Doğru, hesaptan kaçmaz dedik” diye konuştu.
Haksız kazançların iadesine ilişkin açıklamaları da eleştiren Babacan, şunları söyledi:
Dolandırıcı parayı iade ettiğinde, hırsız çaldığını geri getirdiğinde suçu düşmez. Bu düzen ancak mafya türü organizasyonlarda olur. Hukuk devletinde böyle bir şey olmaz. Bu işi yapanlar en ağır cezalara çarptırılmazsa güveni inşa edemezsiniz. Parayı iade et, kurtul derseniz bundan sonraki dolandırıcılıkları teşvik edersiniz. Anlamadılar, anlamak istemiyorlar, yapmıyorlar.
Gelin şu GRECO’daki 54 maddeyi tamamlayalım dedik. Gelin Avrupa Birliği kamu ihale yasasını, imar rantları yasasını hep beraber çıkartalım dedik. Ama iktidar hiç oralı değil. Biz bu konuları gündeme getirdikçe bakıyoruz, kulaklarının üzerine yatıyorlar. Açıkça ifade ediyorum, bu konularda ya iktidar kendine gelip şöyle bir silkelenecek ya da millet ilk seçimde onları silkeleyecek arkadaşlar.
“Bu bir siyasi ahlak meselesidir”
İktidarın fon krizine yaklaşımını eleştiren Babacan, şöyle devam etti:
Bu fon skandalının iktidar etrafında ele alınış şekline baktığımızda şeffaflıktan, hesap verebilirlikten, samimiyetten, dürüstlükten uzak bir tutum görüyoruz. Sayın Erdoğan hala fahiş kardan bahsediyor. Ya anlamamış ya da gerçekle yüzleşmek istemiyor. Bu fahiş kar falan değil. Meselenin adını açıkça koymazsanız sorunu çözemezsiniz. Bu bir siyasi ahlak meselesidir. Bu bir dolandırıcılık hadisesidir. Kanundaki adı da piyasa dolandırıcılığıdır. Birileri fazla kar etmiş diyorlar hala. Az sayıda kötü niyetli insan, çok sayıda bilmeyen insanı dolandırmış. Bu işin özü bu.
Özellikle Sayın Erdoğan’la ve Sayın Şimşek’in açıklamalarına baktığımızda bilerek ya da bilmeyerek bir yanıltma olduğunu görüyoruz. Bu skandalı mali boyutuna, milli gelire oranına ya da mali piyasaların büyüklüğüne göre ele alıyorlar. Sanki ekonomimiz büyük, ne olacak gibi gösteriyorlar. Oysa bu skandalın mali boyutunun makro açıdan yönetilebilir olması, bu fonlarda birikimlerini yitiren vatandaşlarımızın acısını, mağduriyetini azaltmıyor ki. Bu kayıplar bazı vatandaşlarımız için ev, araba hayallerinin son bulması oldu. Bazıları için işletme sermayesinin yitip gitmesi oldu. Bazıları için eğitim planlarının, gelecek umutlarının tükenmesi oldu.
Babacan, “Gereğini yapmanız, millete hesap vermeniz için kafanızdaki dolandırıcılık eşiği nedir acaba? Parti içinde, bürokraside arınma başlatmak için daha ne kadar büyük bir hadise ile karşı karşıya kalmanız gerekiyordu?” diye sordu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde, 20 Mayıs 2014’te AK Parti Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmanın videosunu gösteren Babacan, Erdoğan’ın, “Açıkça ifade ediyorum ki derenin kenarında kurdun kaptığı koyun bile benim mesuliyetim altındadır” sözlerine işaret etti.
Babacan, videonun ardından “Sayın Erdoğan, siz bir koyunu değil, koskoca bir sürüyü kaptırdınız. Daha neyi bekliyorsunuz? Açıklayın şu listeyi. Gelin kuralım şu araştırma komisyonunu. Sorumluluğun gereği ancak böyle yerine gelir. İnanın bu büyük devlete sahip çıkan bir iktidar yok ortada. İnanın bu ülkenin derdiyle dertlenen bir iktidar kalmadı artık” ifadelerini kullandı.
Çay ve fındık üretimi üzerinden değer kaybı hesabı
Fon krizinin ardından Borsa İstanbul’da işlem gören şirketlerin toplam değerinin 100 milyar dolar düştüğünü savunan Babacan, bu tutarı çay ve fındık üreticilerinin yıllık ürün gelirleriyle karşılaştırdı.
Bu yıl yaş çay rekoltesinin 1 milyon 400 bin ton, alım fiyatının ise kilogram başına 35 lira olduğunu belirten Babacan, şunları söyledi:
Çarptığınız zaman 49 milyar lira ediyor. Yani 1 milyar dolar ediyor. Yani Doğu Karadeniz’de çay üreten bütün çiftçilerimizin bir yıllık alın terini, emeğini toplayın, satın, 1 milyar dolar ediyor. Peki fon dolandırıcılığında toplam değer kaybı nedir? 100 milyar dolar.
Fındık rekoltesini 550 bin ton, ortalama alım fiyatını ise kilogram başına 185 lira olarak hesapladığını belirten Babacan, Türkiye’nin bir yıllık fındık üretiminin değerinin yaklaşık 2 milyar dolar olduğunu söyledi. Babacan, “Fon krizinin şirket değerlerine maliyeti 100 milyar dolar. Yani tüm fındık üreticilerimizin 50 yıllık alın teri kadar ülkeye zararı oldu bu adamların” dedi.
“Meclis’e geliyor ama hala gizli”
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Babacan, şunları söyledi:
Biz İslam ülkeleri arasında her türlü iş birliğinin gelişmesini isteriz, destekleriz. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan bu Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı da bu bakımdan önemli görürüz. Biliyorsunuz gizlediler, gizlediler. Dün gece Meclis’e gelirken pat diye uluslararası basına önce metin düştü. Bakın Meclis’e geliyor. Meclis’te görmüyoruz. Uluslararası basında görüyoruz. Ve hala görmüş değiliz bakın. Meclis’e geliyor, metin hala yok. Ben geçen hafta da sordum, ya siz neyi gizlemeye çalışıyorsunuz? Neden korkuyorsunuz? Uluslararası basında çıkan metin üzerinden ancak biz yorum yapabiliyoruz. Meclis’e geliyor ama hala gizli. Kapağı ne zaman açılacak göreceğiz.
Anlaşmanın hangi tehditlere karşı, hangi amaçlarla ve nasıl uygulanacağının açıklanmasını isteyen Babacan, Türkiye’nin hangi koşullarda askeri yardım sağlayacağının ve TBMM’nin yetkilerinin nasıl kullanılacağının ortaya konulması gerektiğini belirtti.
“Bunun kararını yüce meclis verir”
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başka bir ülkede görevlendirilmesi konusunda ayrıca Meclis kararı gerektiğini vurgulayan Babacan, şöyle konuştu:
Ya anlaşmayı getirmiştik, anlaşmanın satır aralarında zaten bir şeyler vardı; öyle bir şey yok. Anlaşma yapılır, bir çerçeve oluşturur ama mesele Mehmetçiğimizin bir başka ülkede şöyle ya da böyle görev alması ise o ayrıca Meclis’e gelir, ayrıca değerlendirilir ve bunun kararını yüce Meclis verir. Anlaşmanın yürürlüğe girişinden itibaren 10 yıl boyunca çekilememe şartı da koymuşlar. Bu da yeni bir şey. Gerçekten bu işi bilen arkadaşlarımıza, yani ömrünü diplomasiye harcamış arkadaşlarımıza dün gece dedim ki uluslararası basına düşünce, şu anlaşmanın metnine bir bakın. Diyorlar ki o kadar tuhaflıklar var ki. Nerede o Osmanlı’nın hariciye geleneği? Nerede o Türkiye’nin itibarının yükselmesini sağlayan, teknik, bu işi bilen kadrolar? Terim hataları var. Birbiriyle çelişkili ifadeler var. Çünkü gizli gidiyor ya bakın. Gizli giden şeyden korkacaksınız. Açıksa şeffaf denetim olur. Açıksa pek çok gözün önünden geçer, istişareli gider.
“Bu soruların cevabını almadan anlaşmayı destekleyemeyiz”
Türkiye’nin bölgedeki adımlarının nihai hedefinin barış olması gerektiğini belirten Babacan, şunları kaydetti:
Türkiye ilkeli ve güvenilir bir arabulucu vasfını asla kaybetmemeli. Türkiye, İslam ülkeleri arasında olur da bir ayrışma olursa o ayrışmanın bir tarafında taraf olmamalı. Mesele Mekke ve Medine’nin güvenliği ise özellikle İsrail’in yayılmacılığına karşı Filistin halkının korunmasına dönük bir çabaysa amenna. Ama bakıyoruz ki bu işte en çok sevinen başta Amerika Birleşik Devletleri, başta Trump, çok iyi oldu diyor.
Bu iş birliğinin, eğer böyle bir şey olacaksa, öyle üç ülkeyle sınırlı kalması da doğru değildir. Başta Mısır olmak üzere, hatta şimdi savaş ortamındayız ama hemen arkasından İran olmak üzere bu anlaşmanın genişletilmesi gerekir. Eğer gerçek bir iş birliği diyorsanız ancak Mısır ve İran’ı da içine alan, başka ülkeleri de içine alan daha büyük bir güç birliğiyle olur. Biz bu soruların cevabını almadan değerli arkadaşlar, bu anlaşmayı destekleyemeyiz. Açıkça ifade edeyim. Önce bu sorularımızın cevabını alacağız.
“Milletin verdiği yetki bir emanettir, kimsenin tapulu mülkü değildir”
Konuşmasında kamu yönetiminde hukuk, liyakat ve şeffaflık vurgusu yapan Babacan, şöyle konuştu:
Bizim inancımızda devlet yönetmek her şeyden önce emanete sahip çıkmaktır. Çünkü milletin verdiği yetki bir emanettir. Kimsenin tapulu mülkü değildir. Devletin kasasındaki para emanettir. Yetimin hakkı, emeklinin hakkı, işçinin alın teri emanettir. Ve o emanete el uzatan kul hakkına girer. Türkiye’nin köklü bir değişikliğe ihtiyacı var. Hukukun kişilerin üzerinde olduğu, kuralların keyfi kararların üzerinde olduğu bir devlet düzenine ihtiyacımız var. Ehliyetin, liyakatin, şeffaflığın esas alındığı bir kamu yönetimine ihtiyacımız var. Kimsenin korunmadığı, kimsenin kayrılmadığı, hukukun herkese eşit uygulandığı bir sisteme, bir düzene ihtiyacımız var. Çünkü bir ülkede çalışanın emeği eğer karşılığını bulmuyorsa, alın terinin önüne siyasi bağlantılar geçiyorsa, dürüst insanlar kaybederken kuralları çiğneyenler kazanıyorsa orada yalnızca ekonomi bozulmaz. Adalet duygusu da yaralanır. Devlete duyulan güven de sarsılır. İşte tam bunun için biz temiz siyaset diyoruz. Siyasette ahlak diyoruz. Yönetimde dürüstlük diyoruz. Bizim istediğimiz alın terinin, emeğin, dürüstlüğün yeniden değer kazandığı bir Türkiye’dir.
ANKA
<p>Fotoğraf: ANKA</p>
Orijinal makalenin tamamını buradan okuyun:
Orijinal kaynak
![]()
Finally, a link that actually works for your region and device! 🌍 Get instant access to the top exclusive offers tailored just for you right now. Don’t miss out, click here! 👇
🔗 [Click here]