Stop wasting time on dead links! 🛑 This smart platform automatically detects your device and country to give you the exact best offer instantly. Check it out now 100% free! 👇
🔗 [Click here]
merve.bayrakci
Yıldız Tilbe’ye atfedilen bir caps uzun süre sosyal medyada dolaşmış, hepimizi güldürmüştü:
Hepinizden nefret ediyorum ama siz olmadan da yaşayamıyorum!
Belki etmedi böyle bir laf Tilbe ama onun o kendine özgü, dobra ve çelişkili ifadeleriyle o kadar örtüşüyordu ki hepimiz olabilir dedik, söz de hafızalara tebessümle kazındı.
Aslında bu cümle, mizahın ötesinde çok güçlü bir psikolojik ambivalans (duygusal ikirciklilik) örneği: İnsanlara hem tahammül edememek hem de onlara ihtiyaç duymak.
Üstelik politik psikoloji açısından da oldukça anlamlı bir cümle; tam da bugünlerdeki Netanyahu vaziyetleri…
Tarihin ironisi: Dışlanan Filistinliler, İsrail iktidarının kaderini belirleyebilir!
27 Ekim İsrail seçimlerinde, Filistinli seçmenlerin yaklaşık yüzde 80’e ulaşan katılımı ve Arap partilerinin 28 Ekim’deki kısmi sonuçlarda 19 sandalyeye kadar yükselmesi, tarihin çarpıcı bir siyasal ironisini ortaya çıkardı. Filistinli kimliğini siyasal iktidarın dışında tutmaya çalışan bir sistem, şimdi kendi hükümetinin geleceğini belirlemek için bu kimliğin demokratik iradesiyle yüzleşmek zorunda.
İsrail seçimlerinin ortaya çıkardığı tablo, son derece çarpıcı bir paradoksa işaret ediyor. Gazze’de soykırım suçlamalarının odağındaki İsrail’de, hükümetin geleceğini belirleyecek siyasi ağırlığın Filistinli seçmenlerin eline geçmesi ihtimali, tarihi ibretlik bir tablo olarak karşımızda duruyor. Bir tarafta Filistinli kimliğini tehdit olarak kodlayan siyasal söylem, diğer tarafta aynı kimliğin demokratik iradesine ihtiyaç duyabilecek bir iktidar denklemi…
Şaka gibi değil mi?
Üstelik mesele yalnızca parlamentodaki sandalye sayılarından ibaret değil. Burada sosyal kimlik, kolektif dışlanma, psikolojik savunma mekanizmaları ve siyasal meşruiyet arasında oldukça karmaşık bir ilişki bulunuyor.
Dışlanan kimliğin siyasal güce dönüşmesi
Sosyal Kimlik Kuramı’na göre bireyler, kimliklerini yalnızca kişisel özellikleri üzerinden değil, ait oldukları toplumsal gruplar aracılığıyla da tanımlarlar. Etnik, ulusal veya kültürel kimliğin tehdit altında algılanması, kimi koşullarda grup içi dayanışmayı güçlendirebilir. Özellikle dışlanma ve ayrımcılık deneyimleri, genellikle bireylerin ortak kimliklerini daha belirgin biçimde sahiplenmelerine neden olmuştur.
İsrail vatandaşı Filistinlilerin seçimlerdeki siyasi ağırlığının artması, bu çerçevede değerlendirilebilir. Filistinli kimliğinin siyasal alanda marjinalleştirilmesi, beklenenin aksine, bu kimliğin demokratik alandaki görünürlüğünü artıran bir etken hâline gelebilir. Çünkü dışlanma her zaman geri çekilme ve edilgenlik üretmez; bazen tam tersine, güçlü bir siyasal tepkiye dönüşür.
Bu noktada psikolojideki savunma mekanizmaları da açıklayıcı bir perspektif sunuyor.
Örneğin özdeşim, bireyin kendisini tehdit altında hissettiğinde ait olduğu grupla bağlarını güçlendirmesi üzerinden yorumlanabilir. Ancak burada klasik anlamdaki bilinçdışı özdeşim savunmasıyla, sosyal kimlik temelinde gelişen bilinçli siyasal dayanışmayı birbirinden ayırmak gerekir. Benzer şekilde, yüceltme (süblimasyon) kavramı da öfke ve çaresizlik gibi duyguların toplumsal açıdan kabul gören faaliyetlere yönlendirilmesini anlamak bakımından yararlı olabilir. Siyasal dışlanmanın yarattığı öfkenin demokratik katılıma dönüşmesi, bu mekanizmaya benzetilebilir.
Ne var ki sandığa yönelmek yalnızca psikolojik bir savunma değildir; aynı zamanda bilinçli ve stratejik bir siyasal tercihtir.
Buradaki asıl çarpıcı nokta şu: Bir topluluğu siyasal açıdan etkisizleştirmeye yönelik dışlayıcı tutumlar, kimi koşullarda o topluluğun siyasal kimliğini daha da güçlendirebilir. Böylece dışlama, hedeflediğinin tam tersi sonuçlar doğurabilir.
Sistemin psikolojik çelişkisi: İhtiyaç duyduğu kimliği reddetmek
Paradoksun diğer yüzünde ise İsrail siyasal sisteminin kendi içindeki psikolojik çelişki bulunuyor.
Filistinli partilerle hükümet ortaklığını reddeden siyasal aktörlerin, parlamenter çoğunluğa ulaşabilmek için aynı partilerin desteğine ihtiyaç duyabilecek olması, bilişsel çelişki açısından dikkat çekicidir. Çünkü burada birbirleriyle çatışan 2 siyasal hedef söz konusu: Filistinli temsilcileri iktidar ortaklığının dışında tutmak ve hükümet kurabilmek.
Bu çatışmanın nasıl yönetileceği ise savunma mekanizmaları üzerinden tartışılabilir.
İnkâr, Filistinli seçmenlerin artan siyasal ağırlığını veya meşru temsil taleplerini görmezden gelme eğilimiyle kendisini gösterebilir. Akılcılaştırma (rasyonalizasyon), Filistinli partilerle iş birliğinin reddedilmesini güvenlik, ulusal bütünlük veya siyasi istikrar gibi gerekçelerle açıklamanın psikolojik işlevini anlamamıza yardımcı olabilir. Elbette bu gerekçelerin her biri otomatik olarak savunma mekanizması değildir; belirleyici olan, gerekçelerin gerçek bir siyasal değerlendirmeden mi, yoksa rahatsız edici bir çelişkiyi örtme ihtiyacından mı kaynaklandığıdır.
Yansıtma mekanizması açısından ise acıklı bir ihtimal dikkat çekiyor: Kendi siyasal dışlayıcılığının yarattığı gerilimi kabul etmek yerine, bu gerilimin sorumluluğunu dışlanan topluluğa yüklemek. Böylece sistemin kendi içindeki temsil sorunu, dışlanan grubun oluşturduğu bir güvenlik veya istikrar sorunuymuş gibi sunulabilir. Şimdilik görünen o ki Netanyahu -tabii kendisi benim seans odamda olmadığından ego durumlarından emin olamamakla birlikte- ilkel egosuyla bu sonuncuya yakın duruyor. Elbette bu mekanizmaların siyasal aktörlerde gerçekten işlediğini söyleyebilmek için söylem ve davranışların ayrıca incelenmesi gerekir.
İsrail’deki seçim tablosunun asıl önemi, tam da bu noktada ortaya çıkıyor. Demokratik bir sistem, yurttaşlarının oylarını parlamenter aritmetiğin parçası olarak kabul ederken onların siyasal temsilini meşru iktidar ortaklığının dışında tutabilir mi? Ve bunu yaptığında kendi demokratik meşruiyetini nasıl açıklayabilir?
Filistinli seçmenlerin artan ağırlığı, İsrail siyasetini yalnızca yeni bir koalisyon arayışıyla değil, kendi kimliksel sınırlarıyla da yüzleşmeye zorlayabilir.
Tarihin ironisi de belki de burada saklıdır: Filistinlilerin siyasal varlığını sınırlamaya çalışan bir düzen, kendi iktidarının geleceğini belirlemek için onların demokratik iradesine ihtiyaç duyabilir.
Ve belki de bu seçimlerin en önemli psikopolitik dersi şudur: Bir kimliği siyasal sistemin dışına itebilirsiniz; fakat o kimliğin siyasal gerçekliğini ortadan kaldıramazsınız. Bazen dışladığınız topluluk, kurduğunuz düzenin geleceğini belirleyecek güce dönüşür.
Hasılı hepimizden nefret edebilirsiniz beyler ama biz olmadan da iktidarsızsınız!
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
<p>Fotoğraf: AA</p>
Orijinal makalenin tamamını buradan okuyun:
Orijinal kaynak
![]()
Finally, a link that actually works for your region and device! 🌍 Get instant access to the top exclusive offers tailored just for you right now. Don’t miss out, click here! 👇
🔗 [Click here]